71093177_796701990761761_6592514614536175616_n

 

 

 

 

İnsanın kendini mutlu hissettiği yerler vardır.

Her gün televizyonlardan, gazetelerden pompalanan yalanlardan, dibe vuruşu örtbas eden söylemlerden, bunları yapanların hayatlarımızı çirkinleştiren basitliklerinden kaçıp, kısacık da olsa sığındığımız mekanlar.

Bursa’nın tarihi Tuz Pazarı benim için böyle bir anlam taşıyor.

Uzun aranın ardından çarşıya doğru yürüdüğümde, Fatih Sultan Mehmet döneminde yapılmış caminin solundan yukarıya çıkan sokakta rastladım Çay Tarlası’na. Tarihi çarşıların hemen hemen hepsinde önüne gelenin çay ocağı açtığı bir ortamda, diğerlerine benzememek için buraya Çay Tarlası adını vermek bence yaratıcılık örneğiydi.

Fotoğrafta, kapı önünde dikilen yer sahibinin adı Cemil.

 

 

Cemil’in hemen üstünde kocaman harflerle yazılmış, Çay Tarlası’na adeta kimlik kazandıran slogan da ona ait:

Tahtası Eksikler Toplanma Merkezi.

Tahtalarım eksik mi, tamam mı; yoksa kan mı çekti bilemiyorum ama birden kendimi nasıl mutlu hissettim anlatamam.

İnsanların iç dünyalarını hesapsız kitapsız dışa vurmaları, başkaları ne der sıkıntısına düşmeden duygularını ortaya dökmeleri bende, yitirdiğimiz samimiyeti bulmuşum gibi bir etki yaratıyor artık.

 

Ağzım kulaklarımda o etkiyle yürüdüm kapıya doğru. Çay istedim, getirdi. Sonra kırk yıllık arkadaşmışçasına konuştuk. Gözlerim Çay Tarlası’ndan üstteki yazıya kaydığında aklıma ilk üşüşen düşüncelerde yanılmadığımı görmek, yazdan kalan eylül sıcağında tuhaf bir serinlik kattı içime:

‘’ Bunca sıkıntının yaşandığı bir ülkede kimin tahtası sağlam kalabilir ki? Onları buraya toplayarak dışarıda arıza çıkarmalarını önlüyorum.’’

 

 

Adını giderayak öğrendiğim Tuz Pazarı’nın en yaratıcı esnafının söyledikleri bu çerçeve üzerine kuruluydu.

Şimdi onlara iki, üç şey eklemek istiyorum. Geçenlerde Türkiye’nin sayılı sanatçılarından biri olan Erdal Özyağcılar ‘’Ülkede her şey çok iyiye gidiyor.’’ dediğinde ayaklarım bir kez daha ve kesin olarak suya erdi.

Biz toplu halde çıldırıyoruz.

Ötesi yok, bunun adı çıldırma.

Sen onca filmde unutulmayacak karakterlere can ver, yaratıcılığı taşıyabileceğin en üst sınırlara çek, sonra ülkede her şeyi iyiye gidiyor biçiminde müthiş açıklamalarda bulun.

Görmek, algılamak, düşünmek, hissetmek, yorumlamak, analiz etmek gibi yetiler olmadan sanat nasıl yapılır?

Eğer bir sanatçı bunlara sahipse o sözler nasıl çıkar ağzından?

Tuz Pazarı’nın Cemil’i bence ülkenin birçok sanatçısından daha yaratıcı ve ayakları yere sağlam basan bir adam.

İnsanın kendi olması, bunu başarması, ruhunu çırçıplak ortaya koyması muazzam bir yaratıcılık örneği.

 

Toplumda tahtası eksilenlerin hızla çoğaldığını görerek bir duruş belirleme; tahtaların eksilmesinin eksiklik anlamına gelmediğini, aksine yalanların ısırgan otu gibi hayatlarımızı kuşattığı bir ortamda bunun imdat çığlığı yerine geçtiğini; o nedenle toplanma merkezinde buluşanların dayanışma içerisinde olmaları gerektiğini çay ocağının duvarına asılan bir yakarışla ortaya koyma cesaretini ülkemizde kaç siyasetçi, kaç bilim insanı, kaç aydın çekinmeden dışa vurabilir ki?

Hep beraber akıl tutulması yaşadığımız bu coğrafyada ‘’Kral çıplak’’ diye bağırarak toplumu silkeleyen  Cemil’e ne desem az.

Tahtalarımızın hep beraber ve hızla eksildiğini, onları eksiltenlerin ekranlarda doğru şeyler söylüyormuşçasına arsızca davrandıklarını görerek kendince bir direniş hattı kuran adamı cesaretinden dolayı kutluyorum.

Bugün kendimi gerçekten evimde hissettim.

Yolunuz düşer de Tuz Pazarı’na giderseniz Cemil’in Tahtası Eksikler Toplanma Merkezi’ne muhakkak uğrayın.

Eksilen parçalarınızı belki de boş yere yitirmediğinizi anlar ve mutlu olursunuz.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>