kuzey adam ve leah

 

 

Size kaçış hikâyemi anlatmaya karar verdiğimde şöyle düşündüm:

Hangimiz günü geldiğinde, bardağı taşıran son damlayla beraber kendini yoran bütün bağlantıları sırtından atıp, her şeyi öylece bırakıp, pılıyı pırtıyı toplamadan özlemini çektiği bir yere gitmeyi istemez ki?

Üstelik Kanada gibi yaşam koşulları Türkiye ile kıyaslanamayacak kadar gelişmiş bir ülkenin yurttaşı olarak hep kaçmayı hayal etmem ilginç değil mi? Ama zamanla kavradığım bir gerçek var: Gitme düşüncesi ağırlığını azıcık hissettirdiğinde bile öyle çabuk dallanıp budaklanıyor ki, insan çok kısa zamanda kendini geriye dönüşü olanaksız bir yolda bulabiliyor. Sonra bakmışsınız yeni iklimler, topraklar ve ilişkiler sizi çoktan sırtına yüklemiş kaçırıyor.

kuzey köy uzaktan

Adım Clare Kines.

Eşim Janice 1996’da kansere yakalanıp kollarımda son nefesini vermeden önce en büyük hayalimizdi Kuzey Kutbu’na taşınmak. Özellikle orayı istememizin nedenini sorsanız mantıklı bir yanıt verebilir miyim, hayır! Yalnızca Janice’yi kaybettikten sonra şöyle düşündüğümü anımsıyorum: Yaklaşan ölümü hissetmiştik belki de. Çok uzaklara kaçarsak ve bu uzak ne kadar uzakta olursa ölüm bize yetişemezmiş gibi bir duyguydu yüreğimizden, aklımızdan geçenler.

Ama yetişti.

Biz hayal kurmaya devam ederken ölüm Janice’yi aldı benden.

Sonrasında eşimi, düş arkadaşımı uzaklara götürmekte geç kaldığım yönündeki hesaplaşma peşimi hiç bırakmadı.

Öyle ki onun ölümünün ardından daha çok bir vasiyeti yerine getirircesine Kanada’ya veda ederken, derinlerimde taşıdığım burukluk bugün bile etkisini azaltmadan kaldı içimde.

kuzey kızak köpek

Kuzey Kutbu’nda Arktik Körfezi’nde, Nanisivik’in hemen yakınındaki Ikpiarjuk adlı izbe köye yerleştiğimde yapayalnızdım. Janice’nın yokluğunun acısına Kuzey Kutbu’nun sonsuz geceleri, sonsuz soğuğu da eklenince, işe nereden başlayacağını kestiremeyen birisi olarak adım attım yeni hayatıma.

Altı yüz kadar yerlinin yaşadığı bu köyde konuşulan dil Inuktitut’u (İnüitlerin konuştuğu dil) anlamak, çözmek için çok çaba harcadım. İlk aylarda karşılaştığım bu iletişimsizlik sorunu yalnızlığımı çoğaltan etkenlerden biriydi. Ama alışmakta, uyum sağlamakta zorlandığım asıl konu iklimdi, mevsimlerdi. Hayatım boyunca başka türlü gerçekleşemeyeceğini sandığım gündüzle gece, güneşle karanlık arasındaki dengenin altüst oluşunu izlemek yorucu bir deneyimdi. Yazın güneşin hiç batmadığı, gökyüzünün sürekli aydınlık olduğu, saat hesabına göre geceleri ısının -30’a düştüğü günlerde uykularımı nasıl düzene sokacağımı bilememiştim. Ardından aylarca kesintisiz süren geceler başlamıştı. Kasım ayında batan güneş bir daha sanki sonsuza kadar hiç doğmayacakmışçasına kaybolduğunda küçücük bir ışığı bile arar olmuştum. Şubata kadar kesintisiz devam eden gecelerin bendeki anlamı daha çok yalnızlıktı. Tabii zifiri karanlığın gün içinde alacakaranlığın farklı tonlarına bürünerek gökyüzünde yarattığı değişimleri söylemeden geçmemeliyim. Yine de bu, güneşin yokluğunu kapatmaya, ışığı özleyen gözlerime umut katmaya yetmiyordu ki.

kuzey tavşan

Eh, insan Kuzey Kutbu’nda yaşamayı seçmişse bölgenin farklılıklarını da düşünmüş, göze almış demektir öyle değil mi? Oysa benzer kararlar verildiğinde hiçbir şeyin önceden tasarlandığı üzere gerçekleşmediğini görüyorsunuz. Örneğin devam eden hayatın içinde ayakta kalmayı, karnını doyurmayı, soğuk iklim koşullarıyla mücadele etmeyi öğrenmenin nasıl bir şey olduğunu tanımlamakta şimdi zorlanıyorum. On parmağınızda on marifeti kaçınılmaz kılan bir yerdi Kuzey Kutbu. Kamyonunuz, kar aracınız arızalandığında eksiği giderecek, onaracak kişi yine sizdiniz. Telefon edeyim de servis çekici göndersin beklentisinin Kanada’da kalması gerektiğini yine o günlerde öğrenmiştim.

Ama dil sorununu kör topal aşıp, çevreyle iletişimi geliştirdikçe, hayat beklentilerime yanıt verir hale gelmişti. Sert iklim koşulları dört bin yıllık geçmişi olan köyün sakinlerini birbirlerine yakınlaştırmış, onları insan canlısı, sevecen bir kişiliğe büründürmüştü. Ikpiarjuk dışında acaba dünyanın başka neresinde, hangi uzak köşesinde halk bu kadar sıkça toplanıp oyunlar oynayabilirdi? O dansların, eğlencelerin beni dirilttiğini, kendime getirdiğini, moral verdiğini rahatlıkla söyleyebilirim.

kuzey çocuklar

İşte Leah’la, o çekik gözlü güzel kadınla da dans edenleri hayranlıkla izlerken karşılaştım. Defalarca göz göze geldik, sonunda bir gün tanıştık, beraber çay içtik. Leah Kuzey Kutbu’ndaki hayatımın dönüm noktasıdır. Janice’nın ölümünün ardından bir daha toparlanamayacağımı düşünürken onunla yollarımızı birleştirmemiz cesaret isteyen, mucize gibi bir şeydi. Sonuçta farklı kültürlerin, farklı yaşam biçimlerinin insanıydık. Evlenmeden önce bir süre beraber yaşamaya karar vermemiz belki de bu farklılıklarımızı törpülemeyi amaçlamıştı. Ama gördüm ki Leah yüzünden eksilmeyen gülümsemesiyle, sıcacık kalbiyle bunları hiç zorlanmadan uyuma dönüştüren bambaşka bir yeteneğe sahipti. Zaten beraberliğimizin birinci yılını tamamladığımızda evlenmiştik.

Ya sonra?

Eğer hırstan, kavgadan, gürültüden arındırılmış bir toplumda yaşıyorsanız bunun kaymağını öncelikle çocuklar yer. Hırs, öfke, savaş önce çocukları vurur. Yıllardır şiddetten uzak bir yaşam süren Ikpiarjuk Köyü’nde çocukların halkın ortak değeri olduğunu belirtmemde fayda var. Dolayısıyla köyde evlat edinme sıkça uygulanan bir yöntemdi. Çocuklar hangi aileye giderlerse gitsinler anne baba sevgisini eksiksiz yaşayacaklarını biliyorlardı. Aileler büyütmeleri için başka bir aileye çocuklarını rahatlıkla veriyorlardı. Biz iki çocuğumuzu da Leah’ın yakın arkadaşlarından evlat edindik.

leah ve çocukları

Leah olmasaydı Kuzey Kutbu benim için hep kar, buz ve soğuk olarak kalacaktı.

Bugün kutup aylarıyla komşu olmayı, buzullarda balık tutmayı, fok avlamayı; yalnız kendi evlatlıklarımı değil köydeki bütün çocukları sevmeyi; yaptıklarımın, gözlemlediklerimin fotoğraflarını çekmeyi başarıyorsam bunları Lean’ın bana bağışladığı özgüvene borçluyum.

kuzey kabile reisi

Tabii şöyle bir yol ayrımındayım artık:

Çektiğim fotoğrafların Kanada’da pullara basılması, Kuzey Kutbu’nun benim objektifimden yansıyan doğa harikalarının gazetelerde, reklamlarda boy göstermesi, köyün kabile reisi Qapik Attagutsiak’tan öğrendiklerim yanında çok da büyük değer taşımıyor. Ikpiarjuk’da yıllardan bu yana ebelik yapan doksan yedi yaşındaki Qapik’in bana öğrettiği en temel şey, paylaşmanın ve sevmenin önemiydi.

Paylaşmak ve sevmek: Lean’ı, çocukları, buzulları, doğmayan güneşi, bitmeyen geceyi ve hayatı sevmek!

 

Kaynak: http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42923370

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>