71136191_2249384921948909_8853741795536797696_n

 

 

FIRFIR’IN GÜNLÜĞÜ -1-

 

 

Sevgi yönlendirilmemeli.

Sevgi kendiliğinden, çıplak ve savunmasız olmalı.

Bunu en doğal, en abartısız haliyle kedilerde gördüm.

Hayatım boyunca elime alamadığım bir varlığı yıllar sonra böylesine kabullenmemin nedeni belki de bu: Kediler yalnızca sevgi isteyen varlıklar. Ona ulaştıklarında günlerinin geri kalan kısmı daha mutlu ve huzurlu geçiyor. Tabii evdekilerin o huzurdan payına düşen kısım hiç de yabana atılmayacak bir tablo çıkartıyor ortaya.

Hayatımıza bir dağ köyünde girdi Fırfır.

Belki de onu eve kabul etmemizdeki en belirgin neden Peri’nin onu sahiplenmekteki inanılmaz isteğiydi. İçinde o güne kadar göremediğim, hatta kendisinin de farkına varamadığını düşündüğüm bir boşluk vardı ve Fırfır bunu doldurmak üzere çıkmıştı karşımıza sanki.

Merak edenler için açıklayayım, Fırfır’ın isim annesi de Peri.

 

 

6 Aralık 2019

Annesi öldürülen her yavru kedi hayatı boyunca meme arar..

Herkesin, her ilişkinin bir kaçış öyküsü vardır. Biz o dağ köyüne kaçtık. Baharla beraber havaların ılındığı aylarda huzur bulabileceğimiz bir yer edindik, sırtını ormana yaslamış dağ başındaki köyde. Ağır geçen kış koşulları nedeniyle sürekli oturmayı pek düşünmediğimiz bu yerde kediler ve köpekler başta olmak üzere yarasalara, baykuşlara, yılanlara, gelinciklere, çakallara ve tabii ki farelere alıştığımız bir hayatı sürdürü iç paralayan miyavlamalar eşliğinde çıktı karşımıza Fırfır.

İki yıl önce sıcak bir ağustos sabahı evin önünden geçen sokakta duyduğumuz ağlama sesiyle başladı her şey.

Acı çeken her canlı ağlar. Bu defa miyavlamalarından anladığımız kadarıyla ağlayan küçük bir kedi yavrusuydu. Onun ne kadar küçük olduğunu bahçenin aşağıya uzanan dik merdivenlerini aceleyle inip sokağa çıktığımızda gördük: Avuç kadar bir şeydi. Karşıda, yolun altında kalan bahçenin sık çalılarla örülmüş çitlerinin biraz ötesinde tir tir titreyerek miyavlıyordu. Nasıl korktuysa, sesi ağlamanın ötesinde imdat çığlıklarıyla yüklüydü. Demek çitlerden can havliyle tırmanmıştı. Büyük olasılıkla ilk defa çıkıyordu köyün umulmadık tehlikelerle dolu sokaklarına. Doğduğu günden bu yana, artık iki hafta mı, üç hafta mı olmuştu tam kestirememiştik, annesinin koynundan sıyrılıp acımasızlıklarla dolu dünyaya ilk adımlarını atmıştı böyle. Ama bizi asıl tedirgin eden üstünde kurumuş ve tüylerine yapışmış olan kan izleriyle.

Hani insan paniğe kapıldığında nereye gideceğini bilemez bir halde oradan oraya bilinçsizce savrulur durur ya, tam öyleydi işte. Haline bakıp annesini kaybettiğini düşünmüştük önce. Öylesine zayıftı ki onu avuçlarıma aldığımda bütün kemiklerini hissetmiştim. Biraz sıksam un ufak dağılabilirdi.

Peki ne yapacaktık şimdi?

Yavrunun tırmanarak çıktığı komşu bahçedeki kadının seslendiğini duymuştuk o sırada. Demek öylesine şaşkındık ki durumu açıklamak zorunda kalmıştı. Evin avlusundan çitlere kadar yaklaşıp kısık bir sesle yavrunun annesini öldürdüklerini söylemişti. Köyde kedilere düşman bir deli zevk olsun diye pompalı tüfekle vurmuştu hayvanı geçenlerde. Yaralı halde bahçeye kaçan anne kan kaybından ölmüştü . Yavrular o halde meme emmeye çalışmışlardı.

Hikayemiz böyle başladı.

Beraber eve döndük. Acaba o da mı yaralıydı? Yavrunun üzerindeki kurumuş kanların başkasından bulaştığını nereden bilebilirdik ki. Panik içindeydik. Hemen aceleyle bir kutuya koyup aşağıdaki en yakın veterinere gittik. Hayatımızda ilk defa bir veterinerle tanıştık. Sonradan Fırfır’ın dağa her geldiğimizde aşılarını yaptırdığımız doktoru oldu Hüseyin Bey.

 

1C

 

 

9 Aralık 2019

 

Çalışma odamda yazının başına oturduğumda evin neresinde olursa olsun kapının aralığından sessizce süzülüp yandaki koltuk yatak karışımı divanın ortasına kuruluyor. Fırfır için temizlenme saatleri bu. Karnını, patilerini, kasıklarını, apış arasını düzenli bir biçimde yalıyor. Onun temizlenme anlayışına, kararlılığına hayranım. Küçük pembe dilin ritmini asla bozmadan tüylerin üzerinde gidip gelişi müthiş dinlendirici bir görüntü.Patilerinde parmak aralarını temizlemek için onları iki yana ayırmasını, dilini orada gezdirmesini sessizce izliyorum. Şimdi tortop kıvrıldı uyuyor. En sevdiği an yanında biz varken uyumak. Uyku Fırfır için yaşamın anlamı. Belki bizim için de öyle. Kaliteli ve derin uyku gövdenin, beynin yakıtı. Ama kediciğimiz için uyku, gökyüzünde bembeyaz bir bulutun yatağında hayatı farklı boyutuyla algılamaya yarayan çok özel bir etkinlik. Yani o anda uyumuyor aslında. Ya da şöyle demek daha mümkün: Gece uykuları belki bizimkilere benzese de, gün içindeki (şimdi olduğu gibi) beyaz bulutlara sarınma hali uykunun dışında başka bir anlam taşıyor. O andaki pozisyonu bile bizim hiçbir şekilde başaramayacağımız katmanlardan oluşuyor: Sırtın hafif kamburlaşması, başın patilerin üzerine doğru uzatılması, patilerin boynun ve çenenin altında bileklerden kıvrılması, kuyruğun bacaklardan dolanarak patilerin ucuna doğru bir yarım çember çizmesi, yüzün öne eğik durduğu bu aşamada ağzın, gövdenin ısısını korumak amacıyla bacağa gömülmesi, burnun her koşulda açıkta bırakılması. Tabii uyuma süresinin aşamalarına göre ya da duyulan her seste biçimi değişen bir pozisyondan söz ediyorum. Tıpkı biz yatakta nasıl sağdan sola, soldan sağa dönerek yatıyorsak bunu andıran bir değişimde sürüyor gündüz uykuları.

Sayfalarca anlatsam sanırım yine de tanımlayamam Fırfır’ın uyuma hallerini.

Az önce kalktı. Uzun süreli yatışlarda ilk uyanmada ayağa dikildiğinde önce sırt yukarı doğru kamburlaşıyor, ön patiler ileri doğru uzatılıp bacaklar gerdiriliyor, sonra küçük, hızlı bir silkelenme ve ardından yürüyüş başlıyor.

 

12

 

12 Aralık 2019

Onunla yaşamaya başladıktan sonra ilk tedirginliğimiz , eyvah bir yere gitmeye kalksak kime bırakacağız sorusuyla ortaya çıktı. Kedi otelleri ya da bu anlamda hizmet veren veteriner klinikleri olduğunu öğrendiğimizde biraz daha araştırdık: Hiçbiri onları mutlu edemiyordu, koşullar kötüydü.

Şimdi bir toplantı için geldiğimiz Ankara’da Peri’yle otel odasındayız ve Fırfır’dan uzaklarda ondan ayrıyız. Üç günlük bir ayrılık bu. Önceden denediğimiz ve sonuçlarını gördüğümüz bir durumdan söz ediyorum. Dün sabah İstanbul’dan yola çıktık. Hızlı tren sabah 7’deydi. Önceki deneyimden hareketle hazırlıkları geceden yaptım: Dört çay tabağı yemi, üç büyük kap suyu her zamanki yerine bıraktım. Fırfır öyle aç gözlü ya da çok yemeği seven biri değil. İlk başlarda iki çay tabağı kadar yem yerken bu bire düştü. Şimdi her ihtimale karşı bir tabaktan fazladan koyuyorum. Suyu yeme göre daha çok tüketiyor. O nedenle daha büyükçe su kapları kullanıyorum.

Peki üç gün gibi hiç de kısa olmayan bir süre için öncesinde hangi önlemleri alıyoruz: Tuvaletinin ve yemlerinin bulunduğu banyonun, yuvarlak ve büyükçe bir simidi andıran kadifeden yatağını koyduğumuz küçük odanın kapılarını her ihtimale karşı kapanmasınlar diye önlerine yastık falan koyuyoruz. Kombiyi kapatıp kapatmamakta kararsız kaldık ama çok çabuk üşüdüğü bildiğimizden pilot konumunda bıraktık.

Fırfır’ı en mutsuz eden şey kapalı kapılar. Açmak için ne çabalar harcadığını defalarca izledik. Kapının koluna zıplayarak patileriyle açmayı artık öğrendi. Mesela şimdi evde bir tek benim çalışma odam kapalı ama orasını da eğer ben yoksam çok kafaya takmıyor.

Yine de tedirgin oluyoruz tabii. Uzun süreli yalnızlıkları sevmediğinden bunalıma girer mi diye endişeleniyoruz. Örneğin bir ay önce ilk ay uzun ayrılığımızın ardından yani yine 3 günlük bir Ankara seyahatinin sonunda eve girerken içimiz titremişti, onun da kuyruğu titredi bizi ilk karşılaşmasında.

Fırfır’cım umarım iyisindir, umarım keyfin yerindedir, umarım koskocaman evin tadını saçma sapan yalnızlık duygularına kapılarak boşa harcamıyorsundur.

 

13 Aralık 2019

Ne güzel şey, üç günlük ayrılığın üstüne mutlu mesut bir Fırfır’la karşılaşmak.

Daha önce olduğu gibi Peri’yle birbirimize belli etmemeye çabalasak da o tedirginlik yok mu: Ya biz yokken olmadık bir şey yutup tıkandıysa, yalnızlıktan bunalıma girip kötülediyse, patilerini prize falan sokup çarpıldıysa. Bu ilk 3 günlük ayrılışta daha yoğundu. Döndüğümüzde onu iyi görünce boşuna evhamlandığımızı anlayıp, ikinci ayrılışta kesin rahat olmamız gerektiğini kavradık. Belki bu defa kaygıdan çok özleme yakın bir duyguydu hissettiklerimiz. Özledikçe insan kafada tuhaf şeyler kurguluyor. Aslında mantıklı düşünüldüğünde Fırfır sakinliği, sessizliği seven bir kişiliğe sahip. Evde gürültü patırtı yükseldiğinde, örneğin hafta sonları çocuklar geldiğinde ne yapacağını şaşırıyor. Arda ile Meriç’in onunla oynadıklarını sanarak üzerine doğru gitmeleri sonunda tepkiye dönüştü. Durup dururken çocukları gidip tırmalıyor. Peri’nin onları sevmesi, kucağına alması falan da Fırfır’da kıskançlık yaratıyor galiba.

Ama en belirgin saptama, kızımız koskoca evde poposunu sallayarak dolaşmaktan müthiş keyif alıyor.

Alüminyum çerçevelerle kapalı cam balkondan yatak odasına, oradan koridora geçip uzun bir yol boyunca tuvalete ve benim çalışma odasına, ardından salona, antreye ve mutfağa uzanan seyahatlerin onu mutlu ettiğini söylemek için alim olmaya gerek yok, müthiş hoşuna gidiyor bu gezinmeler. Yani ilk uzun ayrılığımızın ardından eve dönerken kapıldığımız kaygıların tümü fasaryaydı. Sadece biz geldiğimizde sevinçten kuyruğu titredi kızımızın. Sonra yaklaşıp ayaklarımıza sürtünerek bu sevincini daha açık bir hale dönüştürdü

Bu nedenle ikinci Ankara yolculuğumuz daha iç huzuruyla gerçekleşti. Dönüşte kapıdan girdiğimizde yerde uzunlamasına yatmış soldan sağa sağdan sola dönüyordu Fırfır. Tabii önce sevinçten bunları yaptığını düşündük ama hemen yanıldığımızı anladık.

Off kızışma dönemine girmişti Fırfır.

Ortalama iki ile üç ay arasında yinelenen bir durum bu. Duygusal yönden çok acı çekiyor. O havaya girdiğinde yalnız kendi değil biz de yoruluyoruz: Ağlar gibi ses çıkarmalar, yalvarıyor sanki; poposunu havaya dikip bacaklarımıza sürtünmeler, kendini boylu boyunca yere atıp oradan oraya dönmeler, yemeden içmeden kesilmeler, uyku bozukluğu; en yoranı da bu. Normalde gün içinde ve gece saatlerce uyuyan kızımız kızışma dönemine girdiğinde tedirgin ve şaşkın bir kişiliğe bürünüyor. Çok erken uyandığı için yatak odasının kapısına dayanıp ağlama krizlerine giriyor. Seslendiğimizde gözlerini gözlerimize dikip bir bakışı var, o çaresizlik ne tuhaf.

Sana bir erkek kediyi çıldırasıya istediğin böyle dönemlerde yardımda bulunamadığımız için üzgünüz sevgili kızım.

İnan şunu düşünmedik değil: Bizim seçeceğimiz eli yüzü düzgün bir erkek adayla çiftleş. Hayatında bir defa da olsa bu hazzı yaşa, çiftleşme denen olguyu içinde hisset ve hamile kal. Evet evet bunu düşündük ama sonrası yani hamilelik döneminin ardından doğuracağın o yavrulara nasıl bakabiliriz? Onları biraz ele avuca gelinceye kadar beslemeni, emzirmeni sağladığımızı kabul edelim. Ya sonra? Sen onlara bütün kalbinle bağlanacaksın. Bizim yuva bulsak bile yavruları senin memelerinden koparıp almamız mümkün mü? Haberin olmadan böyle bir şeyi yapsak ve farkına vardığında acı çektiğini görsek dayanabilir miyiz bunun vicdan azabına? Senin korkulu gözlerle kaybolan yavrularını arayışını, yattıkları yerleri koklarken çıkardığın ağlama seslerine katlanamayacağımızı biliyorum. Fırfır’cım bizi anlayacağını umuyoruz. Sırf kontrol edemeyeceğimiz bu acıları beraberce çekmemek adına şimdiki acını daha anlaşılır ve üstesinden gelinebilir bir durum olarak görüyoruz.

Ama şunu bilmelisin: Bütün hayatını yani mutluluğunu ve dile getiremediğin sıkıntılarını tümüyle bizim yargılarımıza, kararlarımıza teslim etmiş bir prenses olarak sorumluluğumuzun büyük olduğunun bilincindeyiz bir tanem.

 

3

 

24 Aralık

Şimdi tam karşımda uyuyor. Çalışma masamın karşısındaki sedirde o klasik kıvrılma pozisyonuna bürünmüş uyuyor. Dünyanın en güzel uykusu. Onu böyle görmek müthiş.

 

4 Ocak 2020

Yine çalışma masamın karşısındaki sedire, ön patilerini göğüs hizasında altına alarak yattı. Tabii bu pozisyonu almadan önce her zamanki gibi arkadan önce kitaplığa sıçradı, ardından sağ yanımdaki  pencerenin pervazına geçti, pervaz çok geniş olmadığı için orada rahat oturamıyor, iki üç adım atıp masaya doğru yaklaşıyor ve hop tam karşımda. Laptopun ekran kapağının arkasında tortop olup yatabilir de, oynamak için patilerini sağdan soldan uzatabilir de. Şimdi birincisini seçti ve uyuyor.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>