55908401_619712011851376_7667947045038063616_n

 

Ömrünün, o vapurun görüntüde çerçeveye girdiği andan itibaren başladığını düşün.

Yani vapur çerçeveden çıktığında sen bu dünyaya veda etmiş olacaksın.

Şimdi çoğunuz haklı olarak öncelikle iki nokta arasında geçen zaman dilimini hesaplamaya başladınız. Eğer aslolan hayatta uzun süre kalmayı başarmaksa, vapurun doğal olarak çerçeveden çıkmamak için hızını en aza düşürmesi gerekiyor. Hatta sonunda çerçevenin bitim noktasına yakın bir yerde demir atıp, denize çakılması akla en yakın çözüm olarak görünüyor.

Diyelim ki vapur ne kadar yavaş giderse gitsin son çare demirlemek zorunda kaldı.

Şimdi sorarım size:  Denizin çırpınışlarını. küpeşteye çarpan dalgaların hışırtılarını, tepede uçuşan martıların seslerini, suyun yıldızlar gibi yanıp sönen yakamozlanmalarını, gökyüzünden laciverte akan güneşi hissedemiyorsan sonsuza kadar kadar orada kalmasının bir anlamı var mı?

Ya da rotanın çok dışında uzaklardan hoşlandığın başka bir vapur geçerken, kaptana başkaldırıp onun peşine düşemiyorsan neye yaradı denize çakılıp kalman?

Hayat hissetmektir sevgilim.

O halde hızını değil yüreğini bile, düşüncelerini tazele, bak o zaman bir damla suda neler yapıyorsun, bir martı sesinde nerelere uçuyorsun, yakamozlarda nasıl tutuşup yanıyorsun.

Çerçevenin mesafesine, seni sınırlayan çizgilere değil içindekilere bak içindekilere.

 

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>