Kumyaka-ve-Trilye

 

 

RIHTIM GÜNLÜĞÜ- TRİLYE

 

Bugün gelmedin. Sabahtan bu yana meteorolojinin fırtına uyarısı internete üst üste düşünce dışarı çıkmaktan vazgeçtin. Hava öğlene kadar uyarıların uzağında dünküne benzer bir şekilde açıp kapatarak devam etti. Tuhaftır, ben dışarı çıktıktan beş dakika sonra gökyüzü karardı, rüzgar hızlandı, yağmur çiselemeye başladı ve kıyıdaki yürüyüş yoluna indiğimde soluğumun kesildiğini hissettim.

Buraya ilk taşındığımızda da fark etmiştik gün içinde ısı birden bire düşüyor. Güneş gittiği anda soğuk nemle beraber karışınca etkisi bir kat daha artıyor. Rüzgar böyle havalarda kamçı gibi vuruyor insanın yüzüne; açıkta kalan yerler, örneğin ellerde eldiven yoksa parmaklar uyuşuyor. Yine öyle oldu, ellerim ve yüzümün sol tarafı yani rüzgarın vurduğu yan dondu dondu. Gözlerimden yaş geldiğini hissettim. Kendimi kafeteryaya zor attım.

Soğuk havalarda burasının müşteri görünümü de hemen değişiveriyor. Çoğu emeklilerden oluşan çevre sakinleri güneşi görene kadar çıkmıyorlar evlerinden. Masalar tenhaydı yani. Bir süre yediğim soğuğu üzerimden atmak için hiç kıpırdamadan oturdum. Yüzümün uyuşan tarafı kendine geldikten sonra montumu çıkardım, kahvemi söyledim ve şimdi içiyorum. Eğer yazıya odaklanmışsam sesler ninni gibi geliyor; hatta yeni bir alışkanlık edinmeye başladım, sanki sessizlikte yazamayacakmışım gibi geliyor.

Camın tam önünde masam. Dışarıda kimse yok. Deniz gri bir renge büründü. Hani yağmur yağdığında akarsuların denize döküldükleri noktada su bulanır ya, öyle bir renk var işte. Martılar tüydü, sahilin şanslı kedileri kuytulara çekildiler; bir tek belediyenin kulakları küpeli köpekleri çamların altında azimle yatmaya devam ediyorlar. Teknelerin bulunduğu koyun araka tarafında, rıhtımın denize açık  kısmında bir hareketlilik var. Adaların yiyecek, içecek, mutfak malzemesi ihtiyacı gemilere buradan taşınıyor. Yine hummalı bir biçimde yükleme yapılıyor. Hava kötü olmasına rağmen çalışmayı kesmediler.

Birden aklıma Trilye geldi.

 

 

261711_444

Mudanya’yı geçtikten sonra zeytinliklerle kuşatılmış tepelerin denize diklemesine inen yamaçlarında,  göze çok batmamaya çalışsa da hemen dikkat çeken dünya harikası bir yer. Dedemin Bursa’ya taşınmadan önce zeytincilik yaptığı Rum’lardan kalma bu köyde geçti çocukluğumun kimi yazları. Anneannem, dedem, dayım, yengem, yeğenlerim, teyzem, eniştem, annem, babam ve kardeşlerimle beraber Trilye’de bir araya geldiğimiz yaz günlerini unutmuyorum.

 

 

20150424_110516

Bunu bir romana, bir öyküye dönüştürememenin ezikliği var içimde. Denizi tepeden gören, kayaların üzerine yerleşmiş, iki katlı, altı ahır ahşap bir evdi burası. Eğer iyi tutturulmamışsa pencerelerin tahta kepenkleri rüzgar çıktığında gıcırtılı bir sesle çarpardı iki yana. Öğleden sonraları zorunlu olarak yatırıldığımız uykulardan uyandığımızda aşağıdan yükselen ahırın kokusunu hissederdim. Dedemin bahçeye gidip gelirken bindiği, zeytin küfelerini yüklediği atları burada barınıyordu.

 

 

trilye (1)

Benim anılarımın yanında annemin çocukluğuna ilişkin anlattıkları masal tadındaydı. Onlarla beraber aynı evde yaşayan, annemin büyükanne diye hitap ettiği dedemin ablasının bir sabah namazından sonra dua ederken gördüğü şeyler masaldan da öteydi. Büyükanne bir yaz günü namazını kılmış, kanatları iki yana açık pencerenin yanındaki sedirde tespih çekerken, kayalıkların üzerinde gördüğü şeye inanamaz. Upuzun saçları beline inen, altı balık görünümünde çok güzel bir denizkızıdır bu. Kız kendinden geçmişçesine ıslak saçlarını tararken dalgın gözlerle ona bakmaktadır. Büyükanne önce çok korkar, donar kalır oturduğu yerde. Tespih kayıp düşer elinden. Kız onun korktuğunu anlayınca sırtını yasladığı kayadan doğrulup balık biçimindeki kuyruğunu suya daldırarak gözden kaybolur. Büyükanne gördüklerini o gün kimseye anlatmaz. Aklı saçlarını tarayan denizkızındadır. Dalgınlığı dikkat çekse de uykumu alamadım deyip geçiştirir. Ertesi sabah yine namazdan sonra camın önüne oturur, bekler ama beklediği gelmez; hatta hiç gelmez. Onu bir daha göremeyeceğini anladığında evdekilerle paylaşır sabah yaşadıklarını. Annemin dışında söylediklerine kimse inanmaz. Sonraki günlerde, aylarda, yıllarda büyükanneyle annem arasındaki bağın en kuvvetli öğesi olur kayalıklarda ıslak saçlarını tarayan denizkızı.

 

 

mudanya1_60008

Bir süre sonra zeytinciliği bırakmaya karar veren dedem Bursa’ya taşınmış. Zeytinlikler önce icara yani kiraya verilmiş. Dedemin vefatından sonraysa Trilye’de kayalıklardaki ev dışında, elde avuçta ne varsa satıldığını anımsıyorum. Dayımın o dönemler bir tornacı dükkanı vardı, işleri çok iyiydi. Araba alışkanlığının yaygınlık kazandığı ilk yıllarda kullandığı Chervolet’ ini hiç unutmuyorum. Mesela o arabanın lastiklerinin, deri koltuklarının kokusu hâlâ burnumdadır. Sonradan Ayhan Işık’a benzeyen o yakışıklı adamın işleri bozuldu, Trilye’deki zeytinlikler tek tek satılığa çıkarıldı. Burada bir sorun olmadı. Yani annem, teyzem ve dayım arasında adaletli bir paylaşım yaşandı. Ama kayalıklardaki evi anneannemin iyice yaşlandığı, bunadığı bir dönemde ona imza attırılarak üzerlerine geçirdiler. Yeğenler evi sıfırdan yaptırmışlar, yazları orada kalıyorlarmış.

 

 

Trilye

Ama Trilye ile ilgili asıl silinmeyen hayalim anneme kalan zeytinlik henüz satılmadan önce orada kışın geçirdiğim bir haftaydı. Lise birde okuldan atıldığımda sınavlara hazırlandığım bir aşamada zeytin toplama zamanı babamla beraber gitmiştik Trilye’ye. Soğuk bir kıştı. Gündüz işçilerle beraber bahçede geçiyordu zamanımız. Akşamları kaldığımız han, Anayurt Oteli filmindeki yerden çok daha kötü, döküntü bir ahşap binaydı. Soba falan yoktu. Isınmak için yemeği yer yemez yatıyorduk. Hayalimde bir kare dolaşıyor şimdi. Zeytinliğe gitmekten yırttığım bir gün köyde dolaşma fırsatı bulmuştum. Dedemin ev henüz onarılmamıştı. Uzun süre ilgilenilmediği için yıkıldı yıkılacak bir haldeydi. Çevresinde dolanırken ahırın kokusun duyar gibi olmuştum; sesler, kokular canlanmıştı anılarımda.

 

 

DSC_1628 (Medium)

Sonra rıhtıma doğru yürümüştüm. Denizin o hali hiç unutmadığım karelerden biridir. Açıktan kabararak akan dalgalar rıhtımın altındaki dolgu kayalara çarpıp parçalanıyorlardı köpük köpüğe. Ürpermekle korku arasında bir duygu dolaşıyordu içimde. Ondan sonra farklı yerlerde farklı yıllarda başka fırtınalı denizler de gördüm ama Trilye’de o havada hangi akla hizmet edip rıhtıma gittiysem, beni içine çekecekmişçesine kuduran denizi hep hatırladım.

Şimdi martılar yeniden çıtılar ortaya.

Güneş hafiften yüzünü gösterince onlar da saklandıkları yerlerden çıkıp biz buradayız dediler.

Adaya malzeme götüren gemi de yükleme işlemi bittikten sonra rıhtımdan ayrıldı.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>